İçeriğe geç
akaturk Akademik ölçüm

Makale detayı · 2022

Kur’ ân ve Coğrafya ’da Dağların Yeri, Önemi ve Bakış Açılarının Analizi*

The Journal of Academic Social Science Studies

YÖKSİS OpenAlex Açık erişim · diamond SJR Q1 JCR Q1 Atıf 0 Yüzdelik 9.5% FWCI 0.0
Yıl
2022
ISSN
1460-7425
Tür
article

Veri kaynağı ayrımı

  • YÖKSİS YÖKSİS makale kaydı
  • OpenAlex OpenAlex zenginleştirmesi (özet, atıf, konular)

Özet

Türkçe

Coğrafyanın ilgi alanında olan konuların önemli bir kısmının bahsi Kur'an da geçmektedir.Coğrafya terimi Kur'an da açık bir şekilde yer almamakla birlikte coğrafyanın inceleme alanında yer alan konuların birçoğu çeşitli şekillerde zikredilmektedir.Nitekim Kur'an da göklerin ve yerin yaratılışı, yeryüzünün insanların yaşamasına elverişli hale getirilmiş olması, doğal afetler, dağlar, yağmurlar, rüzgârlar, insanlar ve yerleşmeler ile ilgili çok sayıda ayet bizzat coğrafyanın ilgi alanı olan konulardan söz etmektedir.Dağlarla sınırlı tutulan bu çalışmada, Kur'an ve Coğrafya 'da dağların yeri önemi ve ele alınış biçimleri analiz edilmeye çalışılacaktır.Jeosenklinallerdeki tortulların kıvrılarak yükselmeleri veya volkanizma sonucu oluşan, yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan dağlar, tüm inanç sistemlerinde önemli bir yere sahiptir.Zira dağ kültü inancına neredeyse bütün topluluk ve uygarlıklarda yaygın ve etkin olarak rastlanmaktadır.Mekânın kutsallığına paralel olarak dinî hayatın merkezinde bulunan dağlar, tarihi dönemlerin her evresinde kutsallar arasında ki yerini de korumuştur.Kur'an da ortaya konulan emirler çerçevesinde var olan ilmi gerçekler, kâinatın sırrını çözmede ve Allah'ın sonsuz ilmini bir nebze de olsa anlamamıza yardımcı olmaktadır.Bu bağlamda ayetlerin manaları ve bu ayetlerin tefsirlerinde izah edilen yerkürenin yaratılışı ve vazifeleri ile coğrafya ilminin ortaya koyduğu yerkürenin oluşumu ve işlevleri birbiriyle örtüşmektedir.Örneğin yerkabuğunun birbirinden farklı büyük parçalarının kütleleri ve yoğunlukları arasındaki denge durumu olarak tanımlanan izostasi, hafif maddelerden oluşmuş dağlık bölgelerin daha yoğun bir temel üzerinde yüzmekte olduğunu ve dağların yükseklikleri ile orantılı derin kökleri bulunduğu gerçeğini izah etmektedir.Bu izaha göre kuzey denizlerinde yüzen buzdağları misali yüksek dağların da büyük ve derin kökleri yeraltında, küçük ve sivri tepeleri ise yerüstünde bulunur.Dolayısıyla yerkabuğuna derinlemesine gömülü bulunan dağ köklerinin olduğu bilimsel gerçekliği, Kur'ân-ı Kerîm'de yaklaşık 1400 yıl önce ifade edilen, dağların yeryüzünün kazıkları olarak sapasağlam çakılıp dikildikleri gerçeği ile birebir örtüşmektedir."Hristiyan dünyasında mekanik felsefenin bilime egemen olmaya başladığı 17. yüzyıldan itibaren mekanik dünya görüşünün doğacı yönelimleri karşısında dinsel söylemin bütünlüğünü kaybetmemek için bir kısım bilim insanları büyük çaba sarf etmiştir.Aydınlanma dönemi boyunca birçok yazar tarafından geliştirilen ve doğal teoloji olarak adlandırılan sitile göre, dünya ilahi olarak tasarlanmış, Allah'ın lütfuyla kontrol edilen ve yaratıcının ilahi vahiylerinin bir fonksiyonu olarak işleyen bir yer olmakla birlikte, Allah'ın varlığı ve bilgisinin dünyanın düzenine ve işleyişine bakarak doğa bilimsel verilerle belirlenebileceği görüşü de gelişmiştir.Nitekim bazı bilim insanlarının çalışmalarında da, dünya coğrafyası fiziksel ve organik şekilleriyle birlikte kendisinin ötesinde Allah'ın varlığına işaret eder biçiminde ki yazılara yer verilmektedir".Böyle olmakla birlikte günümüz dünya coğrafyası ile ilgili yazılan eserlerin büyük bir çoğunluğu ile coğrafyadan bahseden ayetlerin bakış açıları arasında bir kısım farklılıklar göze çarpmaktadır.Öyle ki "Kur'ân mahlûkata ve bütün kâinata Allah hesabına ve Allah'ın sanatı ve eseri nazarı ile (mana-yı harfi) bakar ve baktırırken", Coğrafya sanki dinde ortaya çıkan reform hareketleri sonucu bilimde dini otoritenin reddi ve bilimin skolâstik sansürden özgürleştirilmesini savunan çok az sayıdaki coğrafyacının da arzuladığı gibi mahlûkat ve kâinata kendi namına (mana-yı ismi) bakıp ve baktırmakta, dolayısıyla yaratıcı ile olan bağı kurmakta çekingen davranmaktadır."Hâlbuki sanatlı bir eser, sanatkârı gerektirir.Meselâ Selimiye Camiinde ortaya konulan mimarî dehayı nazarlara verirken, bu deha sahibi Mimar Sinan'dan ve ilminden hiç söz etmemek, o büyük mimarı nazarlardan saklamaya matuf taraflı bir bakış olur".Aynen öylede her biri birer sanat eseri olan coğrafi olayların ve olguların, oluşumlarını ve gelişimlerini ilmi gerçeklerle ortaya koyarken, bu mucizevi sanat eserlerinin sanatkârını ve yaratıcısını (Allah'ı) da nazarlara vermek bilimsel açıdan da daha gerçekçi bir yaklaşım tarzı olacaktır.

Konular

  • Families in Therapy and Culture
  • Turkish Literature and Culture
  • Islamic Thought and Society Studies

Birincil konu Families in Therapy and Culture

Yazarlar

  1. FARUK KAYA AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ