Makale detayı · 2017
Muhammed b. Yûsuf es-Senûsî’nin Kelâm Anlayışında Mârifetullah-Akıl İlişkisi
- Yıl
- 2017
- ISSN
2528-9861- Tür
- article
Veri kaynağı ayrımı
- YÖKSİS YÖKSİS makale kaydı
- OpenAlex OpenAlex zenginleştirmesi (özet, atıf, konular)
Özet
Türkçe
Öz: Müteahhirûn Eşʿarî kelâmcılarından Muhammed b. Yûsuf es-Senûsî (ö. 895/1490), Mağrib’de temayüz etmiş âlimlerinden birisidir. Senûsî, düşüncelerini Eşʿarî kelâm sistemi içerisinde şekillendirse de kendine has bakış açısıyla bu sisteme yeni katkılar sunmaktadır. Özellikle de mârifetullahta akla önem verme çabası dikkat çekicidir. Ona göre mârifetullaha ancak nazar ile ulaşılır. Nazar ise zihinde yapılan bir vazʿ veya tertip işlemidir. Bir yöntem takip edildiğinde böyle bir nazar mârifetullaha götürür. Özellikle de hükm-i aklî vâcib, câiz ve müstahîli idrak etme yoluyla zihnin işleyişine bir form katmaktadır. Bir mü’min için vâcip, câiz ve müstahîli bilmek aklı kullanmaktır. Bu bağlamda Senûsî hüküm kavramına merkezî bir rol yüklemektedir. İnsan aklını bu şekilde işlettiği takdirde zorunlu olarak kendisinin hâdis olduğunu kavrayacaktır. Bilgiye ulaşma sürecinde Senûsî’nin akıl kadar kalbe de dikkat çekmesi onun, bu ikisini birleştirme çabasında olduğunu göstermektedir. Özet: Sen ûsî, mârifetullah’a ulaştıran en önemli vasıtanın nazar (istidl âl) oldu ğunu düşünmektedir. Ona göre nazar “istenilen şeye ulaştıracak şekilde mâlumu ortaya koymak (vaz ʿ ) ya da iki vey a daha fazla i şi tertip etmekt ir ”. Yapt ığı bu tanımı , i çerisinde bulunduğu E ş ʿ arî gelenek a çısından değerlendirirsek, Senûsî’nin çağdaşı olan Kâdî Beyzâvî’nin tanımını tashih etme çabası içerisinde olduğunu görürüz. Beyz âvî nazar ı “Malum olmayan şeyi bilmeye götürecek şekilde malum işleri tertip etmektir” şek linde tarif etmi ştir. Senûsî bu tan ıma bir katkı yapmıştır. Tanımdaki tertip k ısmını tamamen benimsemiş, üstüne bir de vaz ʿ tabirini eklemi ştir. Senûsî’nin böyle bir ayrıma gitme nedeni zihnin işleyişini mantıksal formla izah etme çabası nedeniyledir. Şöyle ki mantıksal anlamda düşünce, tasavvur ve tasdikten oluşmaktadır. Düşünceyi oluşturan bu kavramlardan tasavvur vaz ʿ a, tas dik tertibe i şaret etmektedir. Eğer Beyzâvî’nin tanımı geçerli kabul edilirse zihinde tasavvur eksik kalmaktadır. Bu da Senûsî’nin mârifetullaha ulaşmak açısından aklın işleyişine verdiği önemi göstermektedir. Tasavvur olmadan yapılan tasdik insanı taklide g ötürebilir. Bu yüzden vaz ʿ yap ılarak yapılan nazar da dikkate alınmalıdır. Sen ûsî’nin yaptığı nazar tanımından onun Allah’tan kopuk bir akıl anlayışı olduğu vehmedilebilir. Ancak Senûsî bu konuda E ş ʿ arî gelenekten asla kopmam ıştır. Senûsî’ye göre gerek n azar gerekse bunun sonucu olu şan bilgi, vasıtasız olarak Allah’ın yaratması iledir. Nazarın bilgide, bilginin de nazarda herhangi bir tesiri yoktur. Kulun ise ne nazar da ne de bilgide bir tesiri vardır. Böyle bir söylem yapmış olduğu tanım ile çelişkili g ibi g özüküyor. Ancak o, E ş ʿ arî lerin çizmiş olduğu ilahî kudret anlayışı çerçevesinde yorumlarını yapmıştır. Her şeyi hatta insanın fiillerini bile yaratan Allah’ın düşünceyi yaratmaması düşünülemez. Akıl bilgi üretir ama hem aklı hem de aklın ürettiği bu b ilgiyi Allah yaratmaktad ır. Sen ûsî, nazarı tarif ederken onun tasavvur anlamında vaz ʿ ile üretilebileceğini söylemiştir. Ancak onun açısından tasavvuru oluşturan çok önemli bir kavram daha vardır ki o da “hüküm”dür. Ona göre hüküm “bir işin ispatı (olumlam a) ya da nefyi (olumsuzlama)dir ”. “Âlem yaratılmıştır” ya da “Allah yaratılmış değildir” ibareleri bir işin ispatı ve nefyine örnektir. İşte bu bir hükümdür. Bu anlamıyla tasavvur, hükme (tasdike) giden bir yoldur. Yani tasavvur ile elde edilen bilgiler, z ihnin formlar ında hükme ulaşmaktadır. Sen ûsî hükmü üçe ayırmaktadır: Şer’î, âdî, aklî. Şer’î hüküm Allah’ın, mükelleflerin fiilleriyle alakalı talep, ibâha veya vaz ʿ ile hitabıdır. Âdî hüküm ise bir durumun varlığı veya yokluğu ile bir başka durumun varlığı veya yokluğu arasındaki bağdır. Bu üç hüküm içerisinde en önemli olan ise aklî hükümdür. Aklî hükme gelince o, herhangi bir vaz ʿ ve tekrar olmaksızın bir işin ispatı veya nefyidir. Vaz ʿ olmaması ile şer’î hükümden, tekrar olmaması ile âdî hükümden ayrılm aktad ır. Bu anlamıyla akıl bir işin sübûtuna ya da nefyine karar verirken tekrara, incelemeye ihtiyaç duyuyorsa bu türden bir hüküm şer’î ve âdî hüküm değil; aklî hükümdür. Akıl bir işin, ya sübûtuna ve yokluğuna birlikte hüküm verir (câiz), ya yalnız sübû tunu kabul eder (v âcib) ya da yalnız nefyini kabul eder (müstahîl). Senûsî’ye göre akîde de söz sahibi olmak birinci derecede aklî hükme hastır. Sen ûsî, aklın konumuyla alakalı şeylerde mârifetullahı merkeze alır ve mârifetullahın bu üç kavramla (vâcib, câ iz ve m üstahîl) ilişkisini inceler. Senûsî’nin bunu yaparken gözettiği şey aklın fıtrî bir anlamının olması yanında, birtakım şeyleri bilmekle de alakasının olduğunu göstermektir. Netice olarak aklî hükmün bu üç kısmını bilmek Senûsî’ye göre aklın bizatihi kendisidir. Bunlar ı bilmeyen kimse akıllı olmayan kimsedir. Sen ûsî, her mükellefin aklî hükmü ve kısımlarını bilmesinin gerekli olduğunu düşünmektedir. Bu gereklilik o mükellefin, Allah ya da resulleri hakkında vacip, câiz ve müstahîl olan sıfatları; ayrı ca akl î hükmün sınırları içerisinde olan ya da olmayan şeyleri ayırması açısındandır. Bunları bilen mükellef burhana sahip olur ve böylece kendisinde oluşmuş ya da oluşabilecek şüpheleri defedebilecektir. Sen ûsî, mârifetullaha akıl ile ulaşmak açısından ak l ın istidlâlî yönüne de vurgu yapmaktadır. Ona göre Allah’ın varlığının ispatı açısından, müsebbebden sebebe istidlâl (örneğin bir şeyin yanması ona ateşin değdiğini gösterir) ve iki mütelâzımdan birinin diğerine istidlâli (örneğin Allah’ın âlim olmasının v ücûbu, onun ilminin vücûbuna delâlet eder) en iyi istidlâl yöntemidir. Mümkün varlığın müreccihinin olması kabulünde ise Fahreddin er-Râzî’ye bu önermenin zarûrî olup olmaması açısından muhalefet eder. Ona göre bu tür önermeler zarûrî değildir; nazara iht iya ç duyarlar. Bu açıdan mârifetullah için nazar şarttır. Sen ûsî’de mantık bağlamında ele alınan akıl, sadece kıyas ve istidlâl işlevini gören bir yapıda değildir. Aksine Senûsî’ye göre aklın alan açısından kalbe doğru giden bir yönü bulunmakta olup kalbin , ak ıl manasında kullanıldığı görülmektedir. Bu durum Senûsî’nin tasavvufî bilgiyi akıl ve nakil ile birleştirme çabasına bir örnek teşkil etmektedir. Bu ise zamanı açısından bir ıslah projesidir.
Konular
- Families in Therapy and Culture
- Islamic Thought and Society Studies
- Islamic Studies and History
Birincil konu Families in Therapy and Culture